Hüseyin Kerim Ece

 

Uydurma tanrıların süsleri 26.10.2019


Zeyyene-süsleme” fiilinin Kur’an’da bir âyette uydurma tanrılara-putlara nisbetle kullanıldığını görüyoruz.

Müşriklerin ortak koştukları putlar kendilerine mallrının bir kısmını güya Allh’a, bir kısmını da putlarına ayırmayı normal gösterdikleri gibi, çocuklarını öldürmeyi de güzel normal bir şey gibi gösterildi. Kur’an şöyle buyuruyor:

Allah'ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah'a pay ayırıp zanlarınca, bu Allah'a, bu da ortaklarımıza (putlarımıza-şürâka’unâ) dediler. Ortakları için ayrılan Allah'a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan ortaklarına ulaşıyor! Ne kötü hüküm veriyorlar?

Yine bunun gibi, Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar (şürakâ’uhum), çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helâke sürüklesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak.” (En’am 6/136-137)

Şüphesiz ki her iki tutum da câhillikti. Bu şekilde onlar din konusunda daha çok yanıldılar, derece olarak da kendilerini alçalttıkça alçalttılar. Böylece helâka sürüklendiler.

İslâm öncesi câhiliyye arapları hem Allah’a inanıyorlardı, hem de cinlerin, meleklerin ve ölmüş atalarının sembolleri olarak kabul ettikleri, bu sebeple kendilerine şefaatçı olacaklarına inandıkları putları tanrı sayıyorlardı. Kur’an bu anlayışa “şirk”, böyle yapanlara da “müşrik” diyor.

Bu müşrikler zirâi ürünlerinden ve hayvanlarından bir pay Allah’a, bir pay da yardım ve şefaatlarını umdukları aile veya kabile putlarına adarlardı. Allah’a adadıklarını misafirlere, fakirlere ve yetimlere, putlara ayırdıklarını da onların önünde yapılan ayinlere ve putların bakımı hizmetlerine harcarlardı. Sonra da Allah’ın buna ihtiyacı yok deyip, O’na ayrılan payı da putların payına aktarabilir, ya da kendileri kulanabilirlerdi. Ama asla putlara ayırdıkları paya dokunmazlardı.

Yukarıdaki âyet bu bâtıl ve yanlış tutumu kınıyor, bu müşriklerin sadece inançta değil, harcamalarında, hayır ve yardım işlerinde bile Allah’a ortak koştuklarını haber veriyor.

Âyet aynı zamanda dolaylı olarak Allah’tan başkasının rızası için harcama yapmayı, Allahın rızasına tercih etmeyi de kınanıyor. (Heyet, Kur’an Yolu DİB, 2/374-375)

Onlar, güya mallarını ikiye taksim edip bir kısmını Allah’a ayırıyorlardı. Ama aslında bu pay da putlarına gidiyordu. Bu demektir ki onlar servetlerini ahmakça şirk yoluna sarfediyorlardı.

Adına mal harcadıkları putları, bir anlamda iki ayaklı ve görünmez şeytanları bu şirk ve cahiliyye âdetlerini allayıp-pullayıp onlara süslü gösteriyorlardı. Hatta çocuklarını öldürmeyi bile.

Ancak bu süsleme işi onları iki önemli zarara uğrattı: Birincisi, onların bir çok açıdan helâki. İkincisi ise; yanlış bir din anlayışını devam ettirmek.

Aslında onlar Hz. İbrahim ve hz. İsmail tarafından öğretilen hanif (tevhid) inancı üzere olmaları gerekirdi. Ancak zaman içerisinde çokları bu hanif inancını şirke, putçuluğa çevirdiler.

Onlar servetlerini bir hiç uğruna harcıyorlardı. Akıllarını kullanma yerine duygularına yenilip yanlış uygulamaları sürdürüyorlardı. Bu yanlış uygulamalar putlara servet ve kurban adamak, kız çocuklarını öldürmek, çocukların doğmasına engel olmak, bu şekilde nesillerini ifsat etmek gibi şeylerdi. Maalesef şeytanları veya atalarının dini onlara bu gibi işleri din işi diye telkin ediyordu. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad), 3/521)

Bu uydurma dine (şirk dinine) göre şereflerine uygun saymadıkları, fakirlik korkusuyla, ya da sahip olamama endişesiyle küçük kız çocuklarını öldürmek normaldi.

Allah’a putlarını, heykelleri, tanrılaştırdıkları nesneleri eş koşan müşriklere, kendi ortakları, yani şeytanları yukarıdaki batıl taksimi ve kız çocuklarını öldürmeyi güzel gösterdiler (veya doğru olduğunu telkin ettiler). Bunu da onları helaka sürüklemek ve din konusunda kafalarını karıştırmak, ya da onları bu şirk dininde tutmak için yapıyorlardı. Dolaysıyla onlar helali haram yaptıkları, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayı helal saydıkları için hem sapıttılar, hem de zarara uğradılar. Elbette Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Onlar ilâhi hükümlere uyma, rüşd (doğru) yolunu takip etme yerine kendilerini aldatan şeytanlarına itaat ettiler. (Taberî, İbni Cerir, el-Câmiu’l-Beyân, 5/352)

İlk dönem tefsircilerinden Mücâhid ve başkalarına derler ki; ortakları (şerakâ) onlara fakir düşerler korkusuyla, kız çocuklarının ortadan kaldırılmasını süslü göstermişlerdi. el-Ferrâ ve Zeccâc da derler ki; buradaki ortaklardan (şürakâ’dan) maksat, putlara hizmet edenlerdir. Onlardan azıp haddi aşanlar oldukları söylendiği gibi, bunların şeytanlar olduğu da söylenmiştir. (Kurtubî, M. b. A. 1/1235)

Âyet, bunu taptıkları putları onların bazılarına süslü gösterdi (tezyîn etti) diyor. Putlar cansız varlıklar olduğuna ve konuşamadıklarına göre, âyet neden süsleme eylemini putlara nisbet ediyor? Doğru putlar hareket edemedikleri gibi, konuşamazlar. Zira insanlar tarafından yapılmış taştan, madenden, ahşaptan şekillerdir.

Müşrikler bu görüş ve tutumlarını putlarına nisbet ediyorlardı. Kendi kafalarına göre din, inanç ve akide uydurdular. Onun adına putlar (heykeller) yaptılar. Bunlara tanrılık izafe ettiler. Sonra da putlarımız böyle emrediyor, artalarımızdan aldığımız din böyledir diye iddia ediyorlardı.

Onlardan aldıkları ilham böyle idi: Mallarının bir kısmı Allah’ın, bir kısmı ise putların hakkı idi. Kız çocukları ise yüz karası, başa belâ ve şereflerine uygun değildi. Dolaysıyla daha bebekken öldürülmeleri mümkündü.

Burada fail (özne), bu yanlış ve alçakça eylemi onlara yaptıran, bu zalim ve sapık görüşü onların kafasına sokan putlar değil, putların ve şirk inancının böyle gerektirdiğini kabul eden müşriklerdir. Ancak âyet bu yanlışı putlar onlara güzel gösterdi tarzında ifade ediyor.

Bu, put inancı onlara bu yanlışı güzel gösterdi şeklinde anlaşılmalı.

Şeytanları onlara bâtıl öğüt ve fikirlerle vesvese verdiler. Onlar da bu yanlış şeyleri kabul ettiler. Çünkü birbirlerine benzeyen kimseler aralarında yardımlaşırlar. Nefsin hevâsı sahibini günaha davet eder. Zira bunda bir lezzet olduğunu iddia eder. Her şirkin aslı da bir iddiadan ibarettir. Bir gerçekliği yoktur. Şeytan ve dostları da sadece bâtıl, münker, inkâr ve şirk vesvesesi verir. Bu itibarla müşrikler, putları ve şeytanları yardımlaşma içerisindedirler. (el-Kuşeyri, A. Letâifu’l-İşarât (ter.), 2/152)

En’am 137. âyetin başındaki “ve kezâlike” edatı “işte bu güzel ve süslü göstermeye örnektir ki, adanan mal ve kurbanların Allah ile putlar arasında bölüştürülmesini, Allah’a eş koşmayı (şirki) süslü, normal, en doğru göstermek ve buna özendirmek anlamındadır. Bu süslü gösterme veya özendirme olayı, şeytan yoluyla edinilen bir kanaattir. Buna göre âyeti şöyle anlamak mümkündür: “Onların şeytanlarından oluşan ortakları veya putların bulunduğu yerler, bakıcıları, onlara kendi çocuklarını öldürmeyi bile süslü gösterdiler.” (Zemahşerî, el-Keşşâf, O. b. M. 2/66)

İslâm öncesi müşrik toplumda bazıları başkalarının değerlerini yağmalamayı, kızlarını oğullarını kaçırıp köle yapmayı, kızlarına veya namuslarına el atmayı da normal görürlerdi. İşin garibi böyleleri kendi kız çocukları olunca, ileride başına bir iş gelebilir, şerefimiz zedelenebilir diye onları öldürmekten çekinmiyorlardı. Yani kendileri için uygun görmediklerini onlar başkasına reva görüyorlardı.

Onların bu hazin ve çarpık anlayışını Kur’an şöyle anlatıyor:

Onlardan biri, kız çocuğu ile müjdelendiği zaman, içi öfkeyle dolar, yüzü simsiyah kesilir.

Kız çocuğunun kendisine müjdelenmesinden utanarak halktan gizlenmeye çalışır ve şöyle düşünür. Kız çocuğunu zillet ve ar pahasına korusun mu, yoksa diri diri toprağa gömüp öldürsün mü? Dikkat edin; verdikleri hüküm ne kötüdür?” (Nahl 16/58-59) 

Atalarından miras aldıkları şirk dini onlara böyle cinayetleri, böyle yanlışları süslü, normal, sıradan bir iş gibi gösteriyordu. İnsanlar tarafından uydurulan, şekillenen, ilkeleri belirlenen dinler işte böyledir. Yanlışları, haksızlığı, zulmü, kız çocuklarına kıymayı normal görürler. Bu bâtıl dinlerden beslenen kafa ve yürekler de bu kötü âdeti, geleneği sürdürürler.

Müşrikler, putlarından ve batıl dinlerinden bu şekilde yapmaları gerekir diye bir fikir, emir, ilham aldıklarını düşündüler. Böylece hem zarar gördüler, helâk oldular; hem de şirk dini hakkında şüpheye düştüler. Daha doğrusu geleneksel dinlerinden kaynaklanan bu insanlık dışı uygulama, inanadıkları şdar haktan uzak olduğunu gösterir.

Eğer Allah dilesydi onlar bu hatayı yapmazlardı. Ama unutmamak gerekir ki Allah (cc) hikmeti ve imtihan gereği dünyada herkesi yapıp ettiklerinde serbest bırakıyor. İradesini, yani serbest seçimini herkesin bünyesine yerleştiriyor. Dileyen dilediğini yapıyor, sonucuna katlanmak şartıyla. Kişi, yaptıklarının karşılığını bu dünyada aldığı gibi, âhirette de kesinlikle alacaktır.

Kimileri aklını ve iradesini iyi kullanmaz, nefsine veya atalardan kalma yanlış âdetlere, ya da şeytana uyar ve böyle hatalar yapabilir.

Onların bu yaptıklarından Peygamber (sav) sorumlu olmadığı gibi, sonradan gelen müslümanlar da sorumlu değildir.

İslâm gelince câhiliyyenin bu vahşi ve insanlık dışı geleneğini sona erdirdi. Küçük-büyük, çocuk-yetişkin, kadın-erkek, o etnik köken-bu etnik köken, siyah-beyaz; herkesin insan olarak onurunu ve şerefini tasdik etti. Bu onura aykırı eylemleri de haram kıldı.

Kur’an, masum (suçsuz) çocukların öldürülmesinin hesabının âhirette sorulacağını haber veriyor.

"Diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda.” (Tekvir 81/8-9)

Bazı tefsircilere göre En’am 137. âyette geçen “şürakâ-ortaklar”dan maksat onları korkutarak kız çocuklarını öldürmeye teşvik eden şeytanlardır. Şürakâ denilmesinin sebebi de müşriklerin onlara itaat edip onları tanrılaştırmalarıdır. O zaman müşriklerden bir kısmı cinn (görünmez varlıklar) adı altında toplanan melek ve şeytanlara da tapıyorlardı. Onlarla Allah arasında bir yakınlık kuruyorlardı.

Dikkat edilirse En’am 136. ve 137. âyette iki defa “şürakâ-ortaklar” kelimesi geçiyor. Bunların farklı manada kullanıldığını söyleyebiliriz. Bu kelime 136. âyette “Allah’a koşulan ortaklar ve tapınılan, adak adamada Allah’la bir tutulan tanrılar” anlamında. 137. âyette ise “çocuklarını öldürmeyi kendilerine meşru ve övgüye değer gösteren insanlardan ve şeytanlardan ortaklar” anlamına gelmektedir.

Bir önceki âyete göre İslâm öncesi câhiliyye arapları tapınma ve bağlanmada bazı şeyleri Allah’a ortak tanıdıklarından şirke düşmüş idiler. Bu âyette ise Allah’ın yanında başka şeyleri de (güç odaklarını da) dinî hüküm, helâl haram, ibadet hükümleri koyucu gördüklerinden şirke düşmüş oluyorlardı. (Mevdûdî, E. Tefhîmu’l-Kur’an (ter.), 1/598)

Şeytanlara “şürakâ” adının verilmesinin sebebi müşriklerin şeytanlara itaat ederek Allah’a isyan etmeleri, onlarla Allah’a ortak koşmalarıdır. (Kurtubî, M. b. A. 1/1235)

Bazılarına göre buradaki “şürakâ” cin şeytanlarıdır. En’am 100. âyette onların cinleri Allah’a ortak koştukları, Allah’a çocuk isnat ettileri anlatılıyor.

Âyette câhiliye araplarına evlâtlarını öldürmeyi iyi gibi gösterdikleri belirtilen ortaklardan maksadın insan ve cin şeytanları veya özellikle put bakıcıları olduğuna dair görüşler vardır. (Bkz: Râzî, Mefatihu’l-Ğayb, 8/206) Şeytanlara şürakâ denildiği gibi câhillikleriyle insanları yanlış yollara saptıran tiplere de “şürakâ” denmiştir.

S. Ateş, Araplar’da bu uygulamanın nâdiren görüldüğünü ve toplumda hoş karşılanmadığını belirterek âyette geçen “zeyyene-süsledi” kelimesinden hareketle, burada işaret edilen “evlât öldürme” uygulamasının başka milletlerden alınmış olabileceğini söyler.

Müşriklere evlâtlarını öldürmeyi öğütleyen put bakıcıları, belki de evlâdı Allah için kurban etmenin, Hz. İbrâhim’den kalma büyük bir ibadet olduğunu söylüyorlardı. Câhiliye çağında bir adam, şu kadar çocuğu olduğu takdirde bunlardan birini kurban edeceğine yemin ederdi. Nitekim Abdülmuttalib, kendisini koruyacak kadar oğlu olduğu takdirde birisini kurban etmeyi adamıştı. (İbni Hişâm, Sîyret 1/164)

S. Ateş’e göre bu âyetteki evlat öldürme olayı; câhiliyye araplarının utanç ve fakirlik yüzünden çocuklarını öldürmeleri değil, onların eskiden beri süregelen bâtıl bir geleneğe uyarak çocuklarını kurban etmeleridir. Âyette ortaklarının (tanrılaştırdıkları insan ve cin şeytanlarının), bu işi onlara sösledikleri söyleniyor. Eğer burada evlat öldürmekten maksat, kurban etme değil de utanç veya fakirlik korkusuyla çocukları öldürme kasdedilmiş olsaydı, bunun için” süsleme-zeyyene” deyimi kullanılmazdı. Çünkü nadiren de olsa bazı bazıları bunu yapsa bile o toplumda bunu herkes hoş karşılamıyordu. Ama evlat kurbanı, herhalde tanrı için büyük fedakârlık kabul edildiği için, şeytanların bu işi onlara süslü, cazip gösterdiği ifade ediliyor. (Ateş, S. Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, 3/240-241)

Bu son anlayışa göre bir tür din adamları olan put bakıcıları, ataları olan İbrâhim ve İsmâil’in dinine uyduklarını zanneden müşrik Araplar’a, Allah’a kurban etmek maksadıyla çocuk öldürmenin, ataları İbrâhim ve İsmâil’in dininden kalma, kendilerini Allah’a yaklaştıran güzel bir gelenek olduğunu telkin etmişler ve bu şekilde dinlerini bozmak, karıştırmak suretiyle böylesine büyük bir cinayeti onlara bir ibadet gibi benimsetmiş, sevdirmişlerdi. (Heyet, Kur’an Yolu DİB, 2/375)

Ancak –çeşitli tarihî bilgiler yanında– özellikle İkinci Akabe Biatı sırasında Medineli müslümanların, câhiliye döneminde yaygın olarak işledikleri başlıca günahlardan vazgeçtiklerine dair söz verirken bunlar arasında evlât öldürme suçunu da sıralamaları (Hamidullah, M. İslâm Peygamberi, 1/154) ve Resûlullah’ın mümin kadınlardan aldığı biattan söz eden âyette bu şarta da yer verilmesi (Bkz: Mümtehine 60/12) bu uygulamanın pek de nâdir olmadığını göstermektedir. (Mevdûdî, E. Tefhîmu’l-Kur’an, 1/599)

Allah (st), câhiliyye araplarının putlara pay ayırma geleneğini kınadığı gibi, çocukların her sebeple olursa olsun öldürülmesini de kınıyor. Bunun çok büyük bir hata olduğunu müşriklerin taptıklarına nisbet ederek haber veriyor.

?

Arkadan gelen âyetler müşriklerin İslâm öncesi özellikle hayvanlar konusundaki uygulamalarını Allah’a iftira olarak anlatıyor. Bu iftiranın da cezasız kalmayacağını vurguluyor.

Peşinden de şöyle deniliyor: “Câhillik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek haram kılanlar muhakkak ki ziyana uğradılar, saptılar, onlar doğru yola gelici de değiller.” (En’am 6/140)

Âyette müşriklerin aptalca gerekçelerle akılsızca ve câhilce kız çocuklarını öldürmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği ve helâl kıldığı yiyecekleri kendilerine haram kılmaları, üstelik “tanrının hükmü böyledir” diyerek onun adına hükümler uydurmaları onları hüsrana (çok büyük bir zarara) uğrattı ve sapıklığa götürdü. Şüphesiz böyle bir tutum, böyle bir inanç hidayet (doğru yol) değildir.

Bundan sonra kim böyle yaparsa onlar da benzer hüsrana ve sapıklığa düşerler.

 

e-mail
Yazarın diğer yazılarına Yazarlar bölümünde ulaşabilirsiniz.