Hüseyin Kerim Ece

 

Kur'an'da yol (sebil) ile yapılan tamlamalar 9 11.03.2021


8-Tağutun yolu (sebîlü’t-tağut)


-Tağut nedir

Tağut’ kelime anlamıyla tuğyan eden demektir. ‘Tuğyan’, her türlü sınırı aşmayı, azmayı, isyanda fazla ileri gitmeyi, kendini yeterli görmeyi (istiğna’yı) ifade eder.

Kur’an yorumcuları tağut’u farklı açılardan tanımlıyorlar.

Allah’tan gayri ibadet edilen her şey cibt ve tağuttur. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 15/9

İbni Cerir et-Taberî, tağutu şöyle tarif ediyor: Allah’a karşı isyankâr olup zorla, baskı ile veya gönül rızasıyla kandisine tapınılıp mabud tutulan; insan, şeytan, put, dikili taş veya bunlara benzer herhangi bir şey demektir. (Taberî, Tefsir, 3/13. nak. Elmalılı, Tefsir, 2/171. A. el-Kettan-M. Ez-Zeyn, Tağut, s: 15)

Tağut, şeytanlar ve putlardır. Ya da Allah’ın dışında ibadet edilen, insanı Allah’a ibadetten engelleyen her şeydir. (Beydâvî, Envâru’t-Tenzil, 1/135)

Tağut, Allah’ın dışında ibadet edilen şeytan ve putlar gibi şeylerdir. (Bağaví, Meâlimu’t Tenzil, 1/230. İbni Tesir, Muhtasar Tefsir, 1/232. M. A. es-Sâbûní, Safvetü’t Tefâsir, 1/163)

Kimilerine göre tağut, şeytanlardır. (Zamahşerî, el-Keşşâf, 1/300. en-Nesefí, Medâriku’t Tenzil ve Hakâik’t Te’vil, 1/211. Bağaví, Tefsir, 1/230)

İbni Kesir diyor ki tağutun şeytanlar olduğuna dair görüş cidden kuvvetlidir. Çünkü o, putlara tapmak, onlardan kaynaklandığı zannedilen hükümlere uymak, onlardan yardım istemek gibi cahiliyyeye mensup kimselerin üzerinde bulunduğu her şeyi anlatmaktadır. (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 1/232)

Tağut hem eril hem dişil olarak kullanılır. Zira o zamanki araplar ğaybtan haber veren (ve kutsallaştırılan) erken ve kâhin kadınları ‘tağut’ olarak nitelendirirlerdi. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 1/922)


-Tağut, tuğyanı yaşayan ve yaşatan kişi ve kuvvetleridir

Kur’an, tağut’u, tuğyanı yaşayan ve yaşatan kişi ve kudret anlamında kullanır ve Allah’a imanın gerçek anlamına ulaşması için tağuta karşı çıkmanın zaruretine dikkat çeker.

Tağut, öncelikle, Allah’tan başka ibadet edilen her şeyi ve böylece insanı O’ndan uzaklaştıran ve şeytana yönelten şeyleri ifade eder. Bu terim, hem tekil hem de çoğul bir anlama sahiptir. Bundan dolayı, en doğrusu ‘şeytaní güçler’ şeklinde çevrilmelidir.” (Esed, M. Kur’an Mesajı, 1/77)

Tâğût: Şeytan, nefis, put, sihirbaz.. gibi insanları azdıran, saptıran her şeyi ifade eder. (Bkz: Bakara 2/256-257. Nisâ 4/51,60,76. Mâide 5/60. Nahl 16/36. Zümer 39/17) 

Bu âyette tağut, ruhsuz putlara ad olan cibt’e karşılık, ruh ve şuur sahibi put yani ilâhlaştırılmış, putlaştırılmış insan anlamında kullanılıyor. (Öztürk, Y. N. Kur’an’ın Temel Kavramları, s: 558)

Tağut, hakka, gerçeğe ve İslâma karşı çıkan, Allah’ın kulları için uygun gördüğü nizamı ve çizdiği sınırı tecavüz eden her şeyi kapsar. Put ile anlatılan tağut, bir kişi olabileceği gibi, Allah’ın ölçülerinden alınmamış her türlü sistem de olabilir. (Kutub, S. fi-Zılâli’l-Kur’an, 1/292)

Allah’ın hükümlerinin yerine geçmek üzere aykırı hükümler koyanlar da tağut’tur. Bunların kişi veya kuruluş olması işin özünü değiştirmez.


-Kur’an’da tağut

Allah (st) şöyle buyuruyor:

Andolsun Biz her ümmete; ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ (diye tebliğ yapması için) bir peygamber gönderdik…” (Nahl 16/36)

Kur’an, mü’minlere Allah’a ve Rasûlüne itaat etmeyi emrediyor. Bunun anlamı İslâmın bütün hükümlerine uymaktır. Ancak bazıları iman ettiklerini, Allah’ın kitabını kabul edip saygı duyduklarını söyledikleri halde ‘tağut’a da uyarlar.

(Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.” (Nisâ 4/60)

Görünen o ki, tağut kelimesi tekil veya çoğul olarak kullanıldığına göre, o her devirde tek bir varlık olabildiği gibi, birden fazla güçler de olabilir.

Bir kişi olabildiği gibi birden çok şahıs, zümre, topluluk, aile ve hatta uluslararası bile olabilir. Bunlar birbirlerinden habersiz faaliyet yaptıkları gibi, işbirliği yapmış, teşkilatlanmış ta olabilirler.

Hepsinin ortak özelliği Allah’ın dinini tanımamak, O’nun hükümlerini beğenmemek ve onların yerine, insanların hayatına yön veren hükümler koymak. Sonra da insanları o hükümlere uymaya davet etmek, ya da ellerindeki gücü kullanarak insanları zorla o kurallara itaat ettirmektir.

Böyle yapanların Kur’an’daki adı tağuttur.

Kim de onların davetine uyarak onların hükümlerini, ölçülerini, haram ve helâllerini kabul edip benimserse, kim onların düzenlerine gönülden itaat ederse; şüphesiz ki böyleleri onları tanrı edinmiş ve onlara tapmaya başlamış demektir. İsterse önlerinde secde etmesinler, isterse onların mabedlerinde belli kural ve şekillerde ibadet yapmasınlar. Sonuç aynıdır.

Değil mi ki bunlar, tağutların görüşlerini, kurallarını, kanunlarını, Allah’ın gönderdiği ölçülere tercih ediyorlar...

Değil mi ki bazıları tağutların çizdiği yolun, önerdiği yaşama biçiminin, koyduğu hükümlerin, İslâmın hükümlerinden daha iyi ve daha çağdaş olduğunu iddia ediyor veya benimsiyor...

Yahudi ve hırıstiyanlardan bazıları da bu tanımı yapılan tağuta inanıyorlardı.

Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar “cibt”e ve tâğûta inanıyorlar. İnkâr edenler için de, “Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar. (Nisâ 4/51)

Âyet zımnen böyle diyenleri ve Kur’an’ın tağut dediklerine inananları kınıyor.

Kur’an, her türlü tağuttan, ona itaat etmekten, onun yolunda mücâdele yapmaktan, onun uğruna çalışmaktan kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde veriyor.

Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.” (Zümer 39/17)

Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bekara 2/256)


-Kur’an’a göre tağutların çeşitleri

1-Şeytan: Şeytan Rabbine karşı isyan etti ve kafirlerden oldu. Âdemoğullarını doğru yoldan saptırabilmek için Allah’tan izin aldı. Ona itaat eden, onun her dediğini yapan onu’ tağut’ haline getirir.

Ey Âdemoğulları, ben size yemin vermedim mi ki; şeytana tapmayın (itaat etmeyin), çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Yâsîn 36/60) Nisâ 4/76. âyette geçen şeytanın tağut olduğu görüşü var.

2-Kâhinler, müneccimler, falcılar, sihirbâzlar ve ğayb ilmini bildiklerini iddia edenler. Bunlar kendilerine uyanlar tarafından ‘tağut’ haline getirilebilirler.

Şeytan kâhinlere bazı bilgiler aktarır. Onlar da bunun yanına bir sürü yalan katarak peşlerine takılanlara söylerler. İnsanlar da kâhinlerin söylediklerini tasdik ederler. Böylece vahyi inkâr etmiş ve onları ‘tağut’ haline getirmiş olurlar.

...Kim kâhine gider de onun söylediklerini doğrularsa Muhammed’e indirilmiş olanı (Kur’an’ı) inkâr etmiş demektir.” (Ebû Dâvûd, Tıbb/no: 3904. Tirmizî, Tahâra/102 no: 135. İbni Mâce, Tahâra/122 no: 639, 1/209. Darimî, Tahâra/113 no: 1141)

Ğaybı yalnızca Allah (cc) bilir. Ğayb’ten haber veren kahin ve falcılar yalancıların ta kendileridir.

Ğaybın anahtarları O’nun yanındadır, onları O’ndan başka kimse bilemez. O karada ve denizde olan her şeyi bilir. Düşen yaprağı da mutlaka bilir. Yerin karanlıkları içine gömülen tane, yaş kuru hiç bir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta olmasın.” (En’am 6/59)

3-Put, heykel, Güneş, ateş, insan veya hayvan gibi, Allah’tan dışında tapınılan, kendisi de bu tapınmaya razı olan canlı veya cansız her şey.

Onlardan her kim ; ‘Ben de O’ndan başka bir tanrıyım’ derse onu cehennemle cezalandırırız. (Çünkü) Biz zalimleri böyle cezalandırırız.” (Enbiyâ 21//29)

4-Kanunlarında Allah’ın dinine karşı sınırı aşan ve Allah’ın indirdiği hükümleri bırakıp başka hükümlerle hükmeden kişiler ve güçler.

Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimlerdir... fasıklardır... kafirlerdir.” (Mâide 5/44-45, 47)

Tağutun velileri (dostları ve yakınları) Allah’ın indirdiği ölçülere uymaya çağrıldıkları zaman, bu davetten yüz çevirirler ve işlerini tağutların ölçülerine göre görürler, değer yargılarını onların hükümlerinden alırlar. (Nisâ 4/51) Buna göre Allah’ın hükümlerine karşı çıkan ve kendi görüşünü insanlara dayatan bütün kişi ve kurumlar tağuttur.

5-Tağuttan ve onun ölçülerinden razı olup ona bağlanan, tağuta kulluğa çağıran, tağutun davet ettiği şeye sahip çıkan da kendi sapıklığı ile tuğyan edendir.

Böylelerine, Kur’an’ın tağut dediği güç odaklarına, tanrılaştırılmış şeylere kul köle olmak, onlara tapınmak şüphesiz daha büyük bir zillettir. (Mâide  5/60)


-Tağutun yolu (sebîlü’t-tağut)

Bu tamlama Kur’an’da bir âyette yer almaktadır.

«İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisâ 4/76)

İnkâr edenler, ‘tağut’ haline getirdikleri ilâhlarını severler, onların uğruna mücadele ederler. Kurdukları ‘tağutî’ sistemlerin devam etmesi için her şeyi yaparlar. Yaptıkları işi öylesine süslü ve doğru olarak gösterirler ki, arkadan gelen nesiller de onlara uyarlar. Onların kurduğu sistemler çoğu zaman insanların hoşuna giden şeylere değer verirler, nefisleri doyurmayı ön plana çıkarırlar.

Bu âyette tağut için çalışanlarla şeytanın dostları arasındaki ilişkiye dikkat çekiliyor.

Mü’minler Allah (cc) yolunda, O’nun rızasını kazanmak için yoğun çaba gösterirler. Buradaki “şeytanın dostlarına karşı savaşın” emri, elbette meşru bir mücâdeledir. Bir saldırı emri değildir. Şeytanın dostları, bunlara ister müşrik, ister kâfir, ister tağut diyelim, İslâma ve müslümanlara saldırdıkları zaman, ya da mücâdele etmeleri durumda, müslümanların da kendilerini ve değerlerini savunma hakkı vardır.

İddia ediyoruz; İslâmda savaş izni de bu amaca yöneliktir.

Âyet “zımnen: Meşru bir savaş ancak yüce değerler ve ahlâkî ilkeler uğruna verilen savaştır. Zulme karşı verilen savaş, savaşı sadece caiz kılmaz, insanî sorumluluğun ve İslâmî yükümlülüğün zirvesi kılar.” (İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı Kur’an, 1/166)

Kâfir olanlar, tanrısı tağut olanlar ise onun uğruna ve yolunda; tağutun sistemi, görüşleri, hükümleri, saltanatı hâkim olsun diye çalışırlar. Bu uğurda ellerinden geleni yaparlar. Gerekirse savaşırlar.

Bu mücâdele ve savaşın şartları, araçları, metodları her zaman farklı olur. Sözle, yazıyla, medya ile, sanat ile, siyaset ve sosyal ilişkilerle, kılıçla, top tüfekle, tank ve uçakla olur. Tağut yolunda mücâdele edenler, çalışanlar, savaşanlar; yerine ve zamanına göre bu araçları devreye sokarlar.

Allah (st) “...Öyleyse şeytanın velileri (dostları) ile savaşın...” buyuruyor.

Tağut uğruna savaşanlarla, kendileriyle mücâdele edilmesi gereken şeytanın velileri (dostları/yakınları/müttefikleri) aynı gruptan insanlardır. Onlar da İslâmla mücâdele etmekte inkârcı kâfirler gibidir.

Ayet mü’minlere; “bakın bunlar şeytanın dostlarıdır, adamlarıdır. Bunlar şeytanın razı olacağı işleri, sözleri, eylemleri korumak ve yaygınlaştırmak için çalışırlar. Siz de Allah yolunda çalışın. Gerekirse savaşın. Ama meşru araçlarla...” diyor. Savaş her zaman silahla olmaz. Yoğun çabalara da, yoğun mücadelelere de ‘savaş’ denilebilir.

Âyette inkârcıların tağut uğruna savaştıkları söylendikten hemen sonra, “şeytanın dostlarıyla savaşın” denilmesi sebebiyle, tağutun şeytan anlamında kullanıldığını söylendi. (Mukâtil b. Süleyman, Tefsir, 1/242. Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 1/922. Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, s: 370)

Kur’an müslümanlarının velisinin (dostu ve yardımcısının) Allah olduğunu söylüyor: “Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.” (Bekara 2/257)

Hatırlayalım, Hicrete rağmen Mekkeli müşrikler Peygamberimizin ve mü’minlerin peşini bırakmadılar. Diğer müşrik kabilelerden ve yahudilerden kurdukları ordularla İslâmı ortadan kaldırmak için üç defa Medine’ye saldırdılar. Ama başarılı olamadılar. Hicretin altıncı yılında Hudeybiye anlaşmasını yapmaya mecbur kaldılar.

Bu anlaşmaya göre İslâmdan dönen müşrikler Mekke’ye teslim edilecek, ama müslüman olanlara Medine’ye gitmeleri için izin verilmeyecekti. Bunun için Mekke’de kalan müslümanlara baskı devam etti. Gerek onlar, gerek diğer zayıf ve baskı altında olan mü’minler (belki günümüzde de) ellerini açıp dua ettiler, ediyorlar. “Yarabbi bize bir çıkış yolu göster” diye...

Allah (cc) bu uğurda çekinen, zamanında işin gereğini yapmakta geç kalan, ya da üşenen mü’minleri adeta kınarcasına şöyle buyurdu:

Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisâ 4/75)

Bunun arkasından gelen âyette de mü’minlerin önemli bir özelliğini söylüyor: “İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar…» Ve arkasından da «yeri ve zamanı gelince siz de şeytanın dostlarına karşı savaşın» diye emrediyor.

Savaşla ilgili âyetlere bakıldığı zaman üç amacın öne çıktığı görülür: 1.Allah rızasını elde etmek, 2.Zulmü engelleyip adâleti sağlamak. 3.İslâm vatanını ve islâmî değerleri savunmak. Allah rızası için savaşmaının amacı da yine kullara yöneliktir. Bu bir anlamda insanlara din ve vicdan, en gerekli özgürlükleri kazandırmaktır. Adâlet, haklar ve hakikat uğruna çalışmak, mücâdele etmektir.

Bu ölçüleri esas almayanlar ise, baş eğdikleri itaat veya kulluk ettikleri tanrılar, önderler uğruna savaşırlar. Bu önderler de Kur’an’a göre tağutlar ve şeytanlardır. Onların savaşlarının hedefi ise hâkimiyet, çıkar, sömürü ve İslâmın münker dediği şeylerin önünü açmaktır. (Komisyon, Kur’an Yolu DİB, 2/95-96)

Arkadan gelen âyet, müslümanlara insanlardan Allah’tan korkar gibi korkanlardan, Allah yolunda savaş emrinden razı olmayanlardan, dünyanın geçici çıkarına aldananlardan olmamalarını söylüyor.

Zira; «insanların ya sayılan değerler uğruna savaşan “iyilerden”, ya da aynı değerlere karşı savaşan “kötülerden” müteşekkil olacağını, hiç bir cephede yer almayanın anılmaya dahi değer olmadığını vurguluyor.” (İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı Kur’an, 1/166)

 

e-mail
Yazarın diğer yazılarına Yazarlar bölümünde ulaşabilirsiniz.